hayata dair
15/6/2007
-
http://www.semaplaza.com
22/1/2007
-
Kurtuluşa ermek...

Yani huzur,yani sonsuz ferahlık
Sadece İslam da mümkün
Bugünlerde insanlarla iletişim kurmak iyice imkansızlaştı
'Ben haklıyım' düşüncesi bütün mevcudu sarmış
Bu arada gerçeklerde arada kaybolup gidiyor
Bu tür parazitler hep islamdan uzaklaşmak,
Özgüven eksiklikleri neticesinde oluşuyor
Bu hesaplaşmalar,çarpışan arabalar misali
Yerinde dönüp durmaya mahkum
Ta ki islam ahlakını kuşanana dek...
|
Yorum (
13
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/1/2007
-
Yalnizsin

Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin
Kuşlar öter, uçuşur yeşil dallara konar Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar
Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan
Rüzgâr okşamaktayken anne gibi tenini Gecenin kolları sessizce yakalar seni
Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını... "
Nurullah Genç
|
Yorum (
7
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/1/2007
-
KADER DEGISIRMI? DUANIN FAYDASI NEDIR?

Bizler, kader çizgimizin sadece yaşadığımız kısımını biliyoruz. Bundan sonrasını bilmiyoruz, ötesini göremiyoruz. Ancak Yüce Rabbimiz: "Bana dua edin; dualarınıza karşılık vereyim" [Ğâfir, 60.] buyuruyor. Dua, henüz elimizde olmayan bir nimete ulaşmak veya içinde bulunduğumuz bir sıkıntıdan kurtulmak için yapılır. Yani, bizler dua ile mevcut halimizin değişmesini veya iyi halimizin devamını istiyoruz demektir. Bu konuda Efendimiz [s.a.v] şöyle buyurmuştur: "Kaderi ancak dua engeller. Ömrü ancak iyilikler artırır. Kul işlediği günahlar yüzünden rızkından mahrum olur."( Hakim, Müstedrek, l, 394; ibnu Hıbban, Sahih, No: 872.) "Dua, başa gelen sıkıntıyı gidermede ve henüz başa gelmeyeni engellemede sahibine fayda verir." (Tirmizi, No: 3548; Hakim, Müstedrek, l, 498.) "Şüphesiz sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü engeller."( Tirmizi, Zekat, 28; ibnu Hıbban, Sahih, No: 3309.) "Rızkının genişlemesini, ömrünün uzamasını isteyen kimse, akraba hukukunu korusun."( Buhari, Edeb, 12; Müsiim, Birr, 20-22; Ebu Davud, Zekat, 46.) Şartlarına uyan her dua muhakkak kula fayda verir. Duada samimiyet, iman, kalb uyanıklığı, helal lokma ve usanmadan devam şarttır. Her şey ilahi irade, izin ve kudrete bağlıdır. Ancak bazı hükümler ve sonuçlar bir takım sebeplere bağlandığı için, o sebeplere yapışan kimse, o sebebe bağlanan ve takdir edilen sonuçlara varır. Kul, bütün sebeplere yapıştığı halde, istediği ve beklediği sonucu alamaz ise, bu, duanın ve çalışmanın faydasız olduğunu göstermez. Belki, her istediği muhakkak olan tek varlığın sadece Allahu Teala olduğunu gösterir. Şu ayet-i kerimede öğretilen ilmi ve inceliği iyi anlayalım: "Rasülüm de ki: Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime her hangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim."( A'raf/188.) Büyük arif İbnu Ata (k.s) "Hikem" adlı eserinde der ki: "Himmetler ne kadar büyük ve hızlı olursa olsun kader sınırlarını geçemez." Bir çeşit kader vardır ki onun gerçekleşmesi Allah tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Onu dua ve himmet değiştirmez. Buna "kazâ-i mutlak" denir. Yani, kesin hükme bağlanmış olması kesinleşmiş kaza demektir. Rızık, evlilik ve ecel gibi. Bir çeşit kader vardır ki, onun gerçekleşmesi bazı sebeplere bağlanmıştır. Buna "kazâ-i muallak" denir. Yani sonucu bazı sebeplere bağlanmış kaza demektir. İşte dua, himmet ve sadaka bu kısımda fayda verir. Allahu Teala, bir hikmeti icabı o sonucu bu sebebe bağlamıştır. Kul, neyin neye sebep yapıldığını bilmediği için, sadaka, dua, tevbe, istiğfar, zikir, ibadet, taat gibi hayırlı sonuç verecek bütün sebeplere sarılmalıdır. Bunun muhakkak faydasını görecektir. Büyük veli Mevlana Halid Bağdadi (k.s), kendisinden neslinin devamı için dua ve himmet isteyen Akka valisi Abdullah Paşa'ya şu cevabı göndermiştir: "Biz kendimizi himmet ehli görmüyoruz. Ancak, öyle olsa bile, istenilen şeyin kaza-i muallak (meydana gelmesi sebeplere bağlanan bir kader) olduğu anlaşılmadan himmet kullanılmaz. Kesin olan kazayı (kaza-i mübremi) değil veliler, peygamberlerin himmeti bile değiştiremez. Onun sonucuna rıza gösterip Allahu Teala'ya teslim olmak gerekir. Şunu belirtelim ki, velileri inkardan sakınmak vacip olduğu gibi; onlar hakkında akideyi bozacak inanışlara gitmekten sakınmak da vaciptir. Bu aşırı ve tehlikeli inanışlar, daha çok velilere güzel zan ve aşırı muhabbet besleyen kimselerde olmaktadır. Unutmayın ki, şeytan hile ve düzen sahibidir; insanı helake götürecek her yolu dener."( Mektubat-ı Mevlana Halid, 7. Mektub.)
|
Yorum (
3
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/1/2007
-
ALLAH TEÂLÂ İÇİN OLAN SEVGİNİN HAKİKATİ NEDİR?

Bil ki, bir mektep veya mahallede olmakla yahut beraber yolculuk yapmakla meydana gelen sevgi ve ülfet, bizim bahis konusu sevgiden değildir. Bir kimseyi, kendisine mal, mevki verdiği için veya başka türlü dünyevî bir gaye için sevmesi de, konumuz olan sevgiden olmaz. Bu sevgi iki derecedir: Birinci derece: Bir kimseyi dinî bir iş için sevmektir. Sana ilim öğreten üstadım sevdiğin yahut talebeni, ilim öğrendiği için sevdiğin gibi... Bir kimseyi güzel yemek pişirdiği için sevmek, buna girmez. Bir kimseyi, ibâdete fazla zaman ayırabilmesi için kendisine yiyecek ve giyecek verdiği için sevmek, Allah için olan sevgiden olur. Hanımını, kendisini kötülükten koruduğu için, yahut çocuk yetiştirdiği için sevmek de bahis konumuz sevgiden olur.
İkinci derece: Bir kimseyi ilim öğretmek, ilim öğrenmek, ibadet imkânını vermek gibi bir garez için değil, belki taatli bir kul olduğu için sevmektir. Bir âşık sevgilisinin köyünü, mahallesini ve hatta o mahallenin itlerini dahi sevdiği gibi Allah‘ı seven de, onun yaratıklarını da sever. Çünkü vücuda gelen her şey O‘nun eseridir. Şüphesiz âşık sevgilisinden başka O‘nun eser ve sanatını da sever.
Peygamberimize bir turfanda meyva getirdikleri zaman onu sever, mübarek gözlerine sürer ve: "Bunun Allah‘a kurbet-i ahdi vardır" buyururdu.
Allah sevgilisi iki kısımdır: Birincisi; onu, dünya ve âhiret nimetleri için sevmektir. İkincisi; Allah Teâlâ‘yı sadece kendi zatı için, hiçbir vasıta araya girmeksizin sevmektir. Velhasıl Allah‘a olan sevginin kuvvet ve miktarı, imanın kuvvet ve miktarına göre, bir iman ne kadar kuvvetli olursa, Allah sevgisi de o kadar kuvvetli olur ve Allah‘ın dost ve velilerine sirayet eder.
Eğer Allah için olan sevgi bir fayda mülahazasıyla olsaydı vefat eden peygamberler, veliler ve âlimlerin sevilmesi imkânsız olurdu. Halbuki hepsinin sevgisi, mü‘minlerin kalbinde mevcuttur. O halde âlimleri, seyyidleri, sofileri, zahidleri ve onların hizmetçi ve dostlarını sevenlerin sevgisi, Allah içindir.
Sevginin miktarı da, mevki ve malı feda etmek derecesiyle anlaşılır. Bazı kimseler olur ki, bir defada bütün malını verebilecek kadar kuvvetli imanı vardır. Hz. Ebu Bekir Sıddîk gibi. Bazı kimseler de az bir şeyi sadaka verir, fazlasını veremez. Velhasıl hiçbir mü‘minin kalbi Allah sevgisinden boş değildir. Gerçi o sevgi değişiktir. Bazılarında kuvvetli ve bazılarında zayıftır. Doğrusunu Allah bilir.
KİMYA-YI SAADET (Mutluluğun Formülü) İMAM GAZALİ
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/1/2007
-
Fikra
|
|
|
Hakkımda
Sen ne kadar bilirsen bil soylediklerin karsindakilerin anlayacaklari kadardir
Uyanmayi olum anina birakmayin
Inanc, umut ve sevgi daglari yerinden oynatir
Belirleyici olan nereye bakildigi degil
nereden bakildigidir
Guzel olan sevgili degildir, sevgili olan guzeldir
Dun ruya yarin hayaldir dunu mutlu yarini
umutlu yapan bu gundur
|
|